Profiledec 11PhotosBlogLists Tools Help

Blog


    March 29

    Müslüman Genç!

    GENÇ VARKİ

     

    Genç var ki imanı kuvvetli

    Din-i âliye hizmetli

    Büyüklerine hürmetli

    Adam olacağı belli...

     

    Genç var ki insafa gelmiyor

    Öğüt versen tesiri olmuyor

    Büyük, küçüğü bilmiyor

    İnsan olmayacağı belli...

     

    Genç var ki abdestini alıyor

    Beş vakit namazını kılıyor

    Halis mü’minleri buluyor

    Adam olacağı belli...

     

    Genç var ki cami görmemiş

    Secdeye yüzün sürmemiş

    Alim yanında durmamış

    İnsan olmayacağı belli...

     

    Genç var ki Kur’an elinde

    Allah’ın zikri dilinde

    Büyük zatların yolunda

    Adam olacağı belli...

     

    Genç var ki kahvede yatar

    Evin eşyasını satar

    Derya-yı günaha batar

    İnsan olmayacağı belli...

     

    Genç var ki ilme çalışır

    Vaaz vermeye alışır

    Büyük zatlarla buluşur

    Adan olacağı belli...

     

    Genç var ki sinema işi

    Yitirmiş ekmeği aşı

    Geçiyor kıymetli yaşı

    İnsan olmayacağı belli...

     

    Genç var ki camiden çıkmaz

    Elin namusuna bakmaz

    Fanilere boyun bükmez

    Adam olacağı belli...

     

    Genç var ki namazdan kaçar

    Korkmaz Hakk’tan içki içer

    Salyasın etrafa saçar

    İnsan olmayacağı belli...

     

    Genç var ki anneyi kırmaz

    Babasına karşı durmaz

    Sigaraya para vermez

    Adam olacağı belli...

     

    Genç var ki babasını döver

    Din, iman, anneye söver

    Para için insan boğar

    İnsan olmayacağı belli...

     

    Genç var ki söylersen tutar

    Gayet tevazulu yürür

    Din yolunda canın verir

    Adam olacağı belli...

     

    Genç var ki gayet açık suçu

    Danslarda ağarmış saçı

    Siyonizm’i sever içi

    İnsan olmayacağı belli...

     

    Genç var ki kürsüye çıkar

    Sözü mü’minleri yakar

    Gözlerinden yaşlar döker

    Adam olacağı belli...

     

    Genç var ki  açık bacağı-başı

    Şeytanın tam olmuş eşi

    Gece-gündüz kumar işi

    İnsan olmayacağı belli...

      

    January 14

    Hadisler - tolstoy'un kayıp risalesinden

    -Allah Teala'nın en hoşuna giden şey, insanın, kendi çalışmasıyla elde ettiği azıcık kazancından, gücü yetmeyenlere yardım etmesidir"

    -Hiçbir kimse öfkesini yutmaktan daha güzel bir içki içmemiştir"

    -Cehenne, nefse hoş gelen şeylerle kuşatılmış; cennet ise nefsin istemediği şeylerle çepeçevre sarılmıştır"

    -Eğer o, sağ eliyle sadaka verir, sol eli görmeyecek kadar gizlerse(daha şiddetlidir)"

    -Kimseyi kırma. Biri seni kırar ve ayıplarını kötülüklerini açığa vurursa, sen de onun kötülüklerini açıklayıp yayma."

    -Allah Teala bazı şeyleri farz kıldı, onları ihmal etmeyin. Bazı günahlara yaklaşılmaması için sınırlar koydu, o sınırları aşmayın. Bazı şeyleri haram kıldı, o haramları çiğnemeyin. Bazı şeyleri de unuttuğu için değil size olan merhameti sebebiyle dile getirmedi, ONLARI DA ARAŞTIRIP KURCALAMAYIN"

    -Kendiniz için istediğinizi başkaları içinde isteyin; kendiniz için istemedikleriniz başkaları için de istemeyin"

    -Şehvetle bakmak zinadır. Erkek olan meclise bir kadının kendini göstermek için süslenip gitmesi ve ihtirasla bakması da zinadır"

    -Allah Teala kendi kazancıyla yaşayanları, kendisine dost yapar"

    -Doğru yolu bulmuş insanlar, tartışmaya girmeselerdi bu yoldan sapmazlardı"

    -Gözlerin zinası bakmaktır, dilin zinası konuşmaktır. Nefis de temenni eder ve iştah duyar. Uzuvlar da bunu doğrular veya yalanlar"



    December 27

    İntizar Gazeli...

    İntizar Gazeli...
     
     

     
    Vahyin aydınlığında handan eyle yar beni
    Hükmün ile dîdar-ı cemîline sar beni
     
    Sevdam arzuhalimdir, iner kirpiklerimden
    Mümeyyiz eyle, dil-hun düşmeden uyar beni
     
    Kaygı ağından aczin kurtulayım, ey Vekil
    Dava için revanım; beklesin bahar beni
     
    Menfîdir, uzak kalsın tenakuz eğilimi
    Davayı istemezsem ruhum, kim duyar beni
     
    Meşakkat, ulağıdır kün adına dünyanın
    Darıbekadır ihya; menzilden kurtar beni
     
    Meğer ufak adamın hasadıymış gururum
    Hayr istemezse ruhum, efendim atar beni
     
    Ermeliyim vedanın yeryüzü zirvesine
    Vedud'a eğilmezsem, labirent yutar beni
     
    Arasat, irkildiğim düşün gerçekliğidir
    Haşir ibdaya rücü günüdür, tutar beni
     
    Zerafetinden artık öteyim görüntünün
    Harameyn için Rabbim, eyle bergüzar beni
     
    Belki ayrıldığınım sonrasında fenadan
    Tarih, ıstılahıyla nev-zemîn yazar beni
     
    Virdine alıştığım andan beri... Hüsna'nın
    Layemüt isteğiyle sardı ah ü zar beni
     
    Mecnun ürpertisiyle tevbe eşiğindeyim
    Ayetinde lütfundur; incitmez nazar beni
     
    Batın ey, ruhsatınla rıdvanına gideyim
    Semendere çevirir yoksa intizar beni
     
    Taşıyorum ehlibeyt vamıkını içimde
    Vecd ateşidir bağrım; söndürmez Hazar beni
     
    Müracaattır ümidim nedametle affına
    Tatmazsam eğer, karsız iletir mezar beni
     
    Ahengiyle donanmak gerekiyor Furkan'ın
    Fedakarsam, ülfete vesîle kılar beni
     
    Rüzgar alıp götürse nefsanî illetimi
    Uyku felaketinden alsa korkular beni
     
    Malikül-Mülk, sağımdan uzatılsa defterim
    Altından nehir akan köşke koysalar beni
     
    Zül-Celal-i Ve'l-îkram, sen ol deyince olur
    Münker-Nekir sualsiz mu nün saysalar beni
     
    Madem utanıyorum kem yüzümle gelmeye
    Secde ile tenimden yıkasa sular beni
                                                       Nurullah Genç

    Allah’tan gerçek mânada hâyâ edenler

    بسم الله الرحمن الرحيم

    Allah’tan gerçek mânada hâyâ edenler

     

     Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz şöyle buyurdular: "Sizin adınıza en çok korktuğum iki şey var. Bunlar aşırı emeller beslemek ve nefsin azgın ihtiraslarına kapılmaktır. Aşırı emeller beslemek, mü'mine âhireti unutturur, nefsin doyumsuz ihtiraslarına kapılmak ise, insanları haktan saptırır." Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz yine bir başka hadis–i şeriflerinde şöyle buyurdular: "Şu üç şey, üç şeye yol açar: 1–Bütün benliği ile dünyaya sarılan, ötesinde zenginlik olmayan bir fakirlikle, –Dünya için hırslanan, bitmez bilmeyen bir meşguliyetle, –Dünya için cimrilik eden, beraberinde hiç zenginlik olmayan hüzünle karşılaşır." Rivayet edilmiştir ki: Sahabe–i kiramdan Ebü'd–Derdâ Radıyallahu Anh Humus halkına şöyle seslenmiştir: "Ey Humus halkı! Oturamayacağınız kadar çok binalar yapmaktan, ulaşılması mümkün olmayan emeller beslemekten, yiyeceğinizden çok varlık ve servet biriktirmekten utanmıyor musunuz? Sizden önce gelip geçenler de büyük binalar yükseltmişlerdi, çok servetler yığmışlar ve uzak vadeli emeller peşinde koşmuşlardır. Fakat kurdukları binalar mezarları olmuş, uzak vadeli emellerinde hayal kırıklığına uğramış ve yığdıkları servetler de hiçbir işlerine yaramamıştır. Abdullah ibn Ömer Radıyallahu Anhüma şöyle demiştir: "Sabahladığın zaman "Akşam ne yapacağım?" diye düşünme. Akşamı bulunca da "Yarın ne olacak?" diye endişelenme. Yaşarken ölümün için, sıhhatli iken hasta olacağın günlerin için tedbirini al; çünkü yarın adının ne olacağını bilemezsin." Şöyle bir rivayet ulaşmıştır: Peygamberimiz ashabı ile sohbet ederken onlara: "Hepiniz cennete girmek istiyor musunuz?" diye sorar. Ashab: "Evet, ya Resûlallah" der. Bunun üzerine Resûlullah onlara: "Kendinizi uzun vadeli emellere kaptırmayın ve Allah'tan gerçek mânada hayâ edin." Ashab: "Biz zaten Allah'tan hayâ ediyoruz." dediler. Bunun üzerine Efendimiz onlara: "Bu sizinki gerçek mânada hayâ sayılmaz. Allah'tan gerçek mânada hayâ etmek şöyle olur: Mezarlığı ve vücutlarınızın çürümesini her zaman hatırınızda tutmalısınız. Karın boşluğunuz ile bu boşlukta bulunan organlarınızı, başınız ile üzerine yayılan organlarınızı haramdan korumalısınız. Âhiretin itibarını arzu eden kimse dünyanın süsünü terk etmelidir. İşte Allah'tan gerçek mânada hayâ etmek böyle olur ve böylelikle kul, Allah'ın dostu olma mertebesine ulaşır." İmam Gazali

    December 25

    Biz en iyisi arkadaş kalalım....

    Biz en iyisi..
    “Arkadaş kalalım.”
    İşte yine o! O klasik, söyledikçe tükenmeyen, yazdıkça bitmeyen, konuştukça sonlanmayan söz; arkadaş kalmak.. biten bir ilişki için değil, başlamamış bir ilişki için söyleniyor bu kez. Ama sonuçları açısından farklı olduğu söylenemez. Her durumda, “Hayır” kelimesinin kibar bir karşılığı oluyor. Hayır! Seninle olmaz! Artık olmaz! Hiç olmaz!
    “Lütfen üzülme! Niye üzüldün ki şimdi?”
    Niye mi üzüldüm? Hiiiç, bakır üretimimiz azalmış bu yıl, aklıma geldi birden ona üzüldüm. Başka neye üzülebilirim ki? Senin bir başkası için güleceğine, bir başkası için üzüleceğine ve bir başkası ile sevişeceğine üzülüyorum. Benimler bunları hiç yapamayacak olmana üzülüyorum. Beni, gelecekte hayatına girecek olan erkeğe tercih etmiş olmana üzülüyorum. Bir başkasını, kendin için daha iyi bulmuş olmana üzülüyorum. Sana hiç sarılamayacak olmana üzülüyorum. Seninle yaşayamadıklarımız beni üzen. Yaşayabileceklerimiz. Yapabileceklerimiz. Ve tüm bunları, yani hayalini benim kurduğum şeyleri şu an senden haberdar bile olmayan biriyle gelecekte yapacağını bilmek. Bir süre sonra senin için arada bir hatırlanıp aranacak kişi haline geleceğimi, en mutlu anlarında beni aklına bile getirmeyeceğini bilmek. O anlarında yanında olamayacağımı, sana sarılıp saçlarını okşayamayaccağımı, en önemlisi o mutlu anları yaşatan kişinin ben olamayacağımı bilmek.
    Daha ne dememi istiyorsun?
    Neye üzülüyor olabilirim?
    “...ama bir de şöyle düşün, dost olarak da pek çok şey paylaşabiliriz.”
    Doğru! Paylaşabiliriz elbette, ama sadece “pek çok şeyi”. Her şeyi değil. Oysa ki ben her şeyi paylaşmak istiyorum seninle, hiçbir şey eksik kalmasın istiyorum, yaşanacak ne varsa yaşamak istiyorum. Çünkü sen buna değecek birisin. Tüm bunları yaşamak için seçtiğim çok özel birisin sen. Dostum değil, sevgilim, eşim, hayatımı paylaşacağım kişi olmalıydın. Canım sıkkın olduğunda kucağına kıvrılabileceğim, beni avutmasını isteyebileceğim, neşeli olduğumda keyifle sarılabileceğim, uzun uzun öpeceğim, elinden tutup başka kimse yokmuş gibi şehirde sonsuza dek dolanabileceğim kişi olmalıydın. Dostunla yapamazsın bunları. Dostunla ne yaparsın biliyor musun? Uzun uzun konuşursun. Bazen sevgiline bile anlatamadığın şeyleri anlatırsın. Canın sıkkın olduğu zaman şımartılmayı da istersin, hafif iltifatlar almayı da, hatta belki arkadaşça flört etmeyi dahi, ama hepsi o kadar. Tüm bunlar diğerleriyle karşılaştırıldığında çok zavallı bir teselli oluyor.
    Dostunla konuşursun. Arkadaşlarını anlatırsın, hayatındaki diğer erkekleri anlatırsın. Seni nasıl üzdüklerini, nasıl sevindirdiklerini... Ve o dostun, arkadaş kalmamışsa seninle, yani yüreğinin derinliklerinde bir yerde daha hala seviyorsa seni, tarif edilemez bir acıyla dinler sadece. Diyecek bir şey de bulamaz. Senin nasıl ciğeri beş para etmez serserilerle birlikte olduğunu, niye o kişiyi sana tercih ettiğini, seni nasıl mutlu edebileceğini düşünür durur. O yüzden ileride sevgililerinle, yani ilerde gelip hayallerimi çalacak hırsızlarla yaşadığın problemleri anlatırken bana, gözlerimde sessiz bir isyan görürsen şaşırma. Ve bil ki, hala dostum değilsin sen benim. Hala sevgilimsin. Öpemediğim, sarılamadığım ve dokunamadığım sevgilim. Hala içimde bir yerde yaşıyorsun demek ki. Ve hep orada kalacak bir kısmın... Yaşanamayanlar listesinde ömrümün sonuna dek duracaksın. Liste çok kabarık ama sen hep en üstte olacaksın, ta ki senden sonra biri çıkıp aynı acıları yaşatana kadar.

    “...seninle konuşmak çok hoş, üstelik eğlencelisin de, ama...”

    Ama bir şekilde olmuyor işte. Bir şekilde sana uygun değilim. Seni güldürebilirim, şımartabilirim, kendini iyi hissetmeni sağlayabilirim, hatta “fazla ileri gitmeden” flört bile edebilirim, ama asla sana dokunamam. Buna izin vermezsin. Sana bir şekilde daha uygun ve seni illa ki daha çok üzebilecek birini bekliyorsun, biliyorum. Erkekler de kadınlar da hiçbir zaman kendilerine uygun birileriyle beraber olmaz çünkü. Mutlu olabileceğini hissettiği ilişkilerden kaçar. Kendisini daha fazla üzebilecek birini bekliyordur çünkü. Ona daha fazla acı yaşatacak, kaprislerini çekmeyecek, ağlatacak birini. Biliyorum çünkü ben de öyleyim. Şimdiye kadar bana uygun ilişkilerden kaçıp, beni daha çok üzeceklere yönelmedim mi sanıyorsun. Şu nefret ettiğim, “arkadaş kalalım” lafını benim bile kullandığım oldu. O yüzden anlıyorum seni. Bu üzülmemi engellemiyor. Bir yanımın senden nefret etmesini de. Ama anlıyorum işte. Allah kahretsin ki, anlıyorum. Anlamasam belki daha kolay olacaktı.

    “...yani...”
    Arkadaş kalalım.

    Biliyorum, ama biz en iyisi arkadaş kalmayalım. Sen arkadaşım olarak kal istersen, ama ben bir yönümle hep seveceğim seni. Seninle yaşanamamış bir sürü şeyim var çünkü. O şeyleri yaşamadan seni unutmam mümkün değil işte. İşin komiği ne biliyor musun? Tüm bunları yaşamış olsaydık, belki de “Evet.” Diyecektim sana ve bunda samimi olacaktım. Çünkü hayallerimi tüketmiş, çoğunun sadece hayal olduğunu anlamış olacaktım. Ama bunları yaşayamadan “Evet” dememi bekleme benden. Hiç aklımdan çıkmayacaklar çünkü. Onları tüketmeden seninle arkadaş olamam ki...
    Yine de “evet” diyorum sana. Seni tamamen kaybetmeyi göze alamıyorum çünkü. Seni sevmiyormuş gibi yapmak rollerin en zoru, ama deneyeceğim. En azından gittiği yere kadar.
    Bir gün daha fazla rol yapamayacağım, biliyorum. O gün geldiğinde beni suçlama yeter. Elimden geleni yaptım

    ÇAY SİMİT PEYNİR

    Basit yaşayacaksın basit,

    Mesela susayınca su içecek kadar basit.

    Dört çıkacak iki ile ikiyi çarptığında

    Tek düğmesi olacak elindeki cihazın

    Tek bir düğme, tek bir cümle gibi

    Sevince lafı dolandırmadan söylediğin

    “seni seviyorum” gibi

    Basit bir  öpücük yetecek sana

    Basit sıradan bir öpücük

    Ve o öpücükle dolacak tüm günlerin, tüm düşlerin

    Ve o öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını

    Öpücük için yiyeceksin hayatının dayağını…

    Kabak çekirdeği verecek sana,

    Rakamların veremediği mutluluğu..

    El yazısı ile yazılmış eğri büğrü bir mektup

    Olacak en değerli kağıdın, hep yanında taşıdığın…

    Atmaya kıyamadığın…

     

    İki hareketle giyiniverecek

    İki hareketle soyunuvereceksin

    Kısacık olacak uyanman ve yola çıkman

    Arasında geçen zaman..

    Kısacık olacak sıcacık kollara dolanman,

    Ve kendini bile anlayabileceksin, yazdıklarını..

    Bakışların bile anlatabilecek kendini

    Beklentilerinde basit olacak,

    Kaf dağının arkasında bekleyecek mutluluklar..

    Bir ıslıkla bulabileceksin en uzun

    Dostluk romanını..

    Ya da bir damla gözyaşı anlatacak sana

    En ucuz romanını..

    Pankreasının sağlığına dua edeceksin

    Kapatırken gözlerini,

    Zafer işareti yapacaksın

    Tuvaletten çıkarken!!!

     

    Bir kaşarlı tost olacak aradığın

    Nasıl oturacağını bilmediğin sofrada

    Parmakların en kıymetli çatalın.

    Yine o parmaklar çözecek

    En karmaşık denklemleri.

    İskender’in kılıcı duracak

    Avukat rehperinin yanında.

    Bir flarmoni orkestrası vermeyecek sana

    Kontraplak bir gitarda doğru basılmış bir

    “fa diyez” in mutluluğunu…

    Makyajı ilk a sına kadar bilmemen yetecek,

    Temizlik kokacak en pahalı parfümün.

    “bilmiyorum” diyebileceksin bilmediğinde

    Ve çok normal olacak bilemeyişin.

    Tek dereden su getirmen yetecek

    “istemiyorum” diyebilmeye…

    Ne durduğu fark etmeyecek arabanın altında..

    Saatin sadece saati gösterecek

    Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın…

    Küçük bir not defteri olacak

    “bilgini” en hızlı “sayan”

     

    Basit yaşayacaksın basit,

    Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit…

    Çay, simit ve peynirle….

    December 22

    BİZE NELER OLUYOR?****

     

    BİZE NELER OLUYOR?

     

    Maddi olanaklarımız bu kadar fazlayken neden çoğumuz bu kadar huzursuzuz, bu kadar öfkeli, bu kadar güvensiz, birbirimize karşı bu kadar hoşgörüsüzüz? Neden çevremizdeki pek çok şey bizi bu kadar rahatsız ediyor? Yolunda giden bunca şey varken neden kendimizi kötü hissediyoruz?

    Bunun kanıtlarını her yerde görebilirsiniz: sürekli sızlanıp yakınan insanlar, Prozac satışlarında patlama, alkol ve madde alışkanlığı gibi. Giderek artan bir kabalık, uygarlığa yakışmayacak davranışlar, kavga eğilimi içine giriyoruz; hepimizin birer kurban olduğuna daha çok inanıyor, psikiyatrların kapılarını daha çok aşındırıyoruz; intihar oranları giderek artıyor, stresten yakınmayan nerededeyse yok.

             Direksiyon başına geçildiğinde artan agresiflik eğilimi, ölüm ya da yaralanma ile sonuçlanan trafik kazalarını rekor düzeye çıkarıyor.

             Zamanımız adeta bir kabalık, gelişmemişlik, alaycılık, düzeysizlik çağı oldu. En kötüsü de çocuklarımız ile ilgili olanı: kültürümüz sanki tüm gençlere diş biliyor, onların çocukluk masumiyetlerini zamanından önce yitirmeleri için elinden geleni yapıyor.

             Bana kalırsa zamanımızda yaşanan en gerçek kriz ruhsal anlamda olandır. Daha kesin söyleyecek olursak, bizim sorunumuz eskilerin ‘acedia’ dedikleri boşluk duygusudur. Acedia kendisini kişinin dışındaki olaylarla ve dünyevi işlerle gereğinden fazla ilgilenmek biçiminde gösterir. Ruhsal bir sığlık, kutsal konulara karşı ilgisizliktir. Beraberinde de bir üzüntü ve keder duygusu getirir. Acedia yaşama anlam katan kutsal konulara yeterince saygı duymayıp yalnızca maddi zenginliklerin peşinde koşanların düştükleri durumdur. Nefretle birlikte kişi kutsal konuları daha fazla yadsır, kötü huyları artar, dünyaya daha kara gözlüklerle bakar.

             Maddi kazanımlar yeterli değildi. Diyelim ki işsizliği tümüyle ortdan kaldırdık, ekonomi büyüme hızını artırdık ama iyiliği, adaleti, merhameti unuttuk. Dışımız ne kadar parlak, ne kadar süslü olursa olsun başarılı değiliz demektir.

             İnsanlar manevi değerlerini yitirdikçe ya da bunlar yalnızca sözde kaldıkça çok önemli sonuçlar beklemeliyiz. Üstelik politik ve ekonomik çevrelerde manevi değerlere sırt çevirdiklerinde sonuçların daha da olumsuz olması kaçınılmaz. Dostoyevski bize şunu hatırlatmamış mıydı? “Eğer Tanrı yoksa herkes her şeyi yapabilir”. İşte şimdi o her şeyi görmekteyiz.

             Çocuklarımızdan daha fazla uygarlık ve sorumluluk beklediğimizi söylüyoruz ama okullarımızın pek çoğunda neyin doğru, neyin yanlış olduğunu öğretmekten kaçınıyoruz. Sokakta yasanın ve düzenin egemen olmasını istediğimizi söylüyoruz ama şiddet suçlarının yeniden aynı sokaklara  dönmelerine izin veriyoruz. Yasalar uyulmasını istiyor ama yasa dışı davranışlara prim vermekten kaçınmıyoruz. Gençlerin cinselliğe erken yaşta başlamalarını istemiyoruz ama eğitimciler gençlere doğru yolu göstermek yerine doğum kontrolünü yapmayı tercih ediyor. Aile birliğini korumak istediğimizi söylerken, bir yandan da boşanmaları kolaylaştırıyoruz. Renk körü bir toplum yaratmak istediğimizi söylüyor ama insanları cilt renklerine göre saymakta bir sakınca görmüyoruz.

             Manevi değerlere karşı duyulan bu antipatinin e bu konulardaki dar görüşlülüğün birkaç liderin ya da şarlatanın ahlaki sorumsuzluklarını ya da parasal zenginliklerini veya onların arkalarından giden bazılarının olayları farklı gösterme becerileri ile açıklanmasına olanak yoktur. Manevi değerlere duyulan nefret, bunların bizi görmezden gelmeyi yeğlediğimiz konularla yüz yüze getirmesinden kaynaklanmaktadır.

             Sorun zenginliğin kendisi değil, onu sevgilerimizin ve arzularımızın nesnesi haline getirmek, bunun sonucu olarak da başka değerleri bir tarafa atmaktır.

             İnsanlar eğer mutsuz, huzursuz, kederli, öfkeli olmayı isterlerse; bu arzularını yerine getirmelerini sağlayacak pek çok şey bulabilirler.

             Vahşi kapitalizm bir sorun çünkü değerleri bozuyor, çarpıtıyor. İnsanlar artık bira satmak için felsefe yapıyorlar: “Dünyaya bir kere geliyorsunuz, o halde olabildiğince zevkli yaşamaya bakın.”  Eğer genç insanlara bakarsanız, her yerde o televizyon makinesinin diliyle konuştuklarını duyacaksınız.

             Toplumun temel kurumu olarak evliliğe yapılan saldırılar durmak bilmiyor ve onun yerini, birisi ile birlikte olunsa da olunmasa da bireysel tatminin önde geldiği görüşü alıyor.

             Çoğu suçların nedeni ahlaki yoksulluk, yani insanın neyin doğru neyin yanlış olduğunu erken yaşta öğrenmemiş olmasıdır.

     

             William J. Bennett